ummanın dibinde işlenmeden duran madenlerin çıkarılması gündemde, peki ya umman altındaki hayat
Yeni Gine’de yürütülen bir proje, ummanların derinliklerindeki bakır, gümüş, altın, çinko ve mermi gibi madenlerin dünya tarihinde ilk kez işlenebilmesini imkânlı hale getirebilir. Ancak bilim adamları, geliştirilen yeni teknik ile umman dibindeki yaşamın tehdit edilme ihtimalinden kaygılanıyorlar.
Bilim adamlarının ortak fikri, deniz altı madenciliğinin geliştirilirken, kullanılan usulün ne kadar güç olsa da, umman dibi hayatını tehdit etmeyecek biçimde geliştirilmesi gerektiği güzergahında.
Amerika Birleşik Devletlerinde Cape Cod adasında toplanan 20 ülkeden temsilciler, deniz tabanındaki maden madenlerini işlerken, su altı hayata hasar vermemenin yollarını inceliyorlar. 2 metreye uzunluğa sahip su altı solucanlarından âmâ karideslere kadar binlerce belirsiz cinse konut sahipliği yapan su altı toprağı, canlı spektrumu henüz tamamen ortaya çıkarılmamış apayrı bir ekolojiye sahip.
Umman madenciliği hakkındaki konferans serisini tertip eden Woods Antreye Deniz Bilimi Kuruluşu jeolojistlerinden Maurice Tivey, mevcut tehlikeyle alakalı “Doğrusunu söylemek gerekirse, burada var olan yaşam formları gerçekten kendine münhasır. Henüz her şeyi keşfetmiş değiliz, çalışmalarımızı yaparken gözlerimizi dört açmamız gerekiyor” biçiminde konuştu.
Bilim insanları, uzun bir vakittir deniz dibinde bulunan “siyah duman tütücü” olarak da öğrenilen bazı hidrotermal ağızların çevresinde metallerin saf konsantrasyonlarını bulunduğunu öğreniyorlar. Bu hidrotermal ağızlar, yüksek sismik etkinliğin bulunduğu Atlantik ummanının ortası ve Pasifik ummanının volkanik “Ateş Çemberi” bölgesinde bulunuyorlar. Burada bulunan fay katmanları, deniz suyunun volkanik bölgerlerin içine girerek ısınmasını sağlıyorlar. Yüksek sıcaklığa erişen su, volkanik kayaların çevresinde bulunan minarelleri süzerek içine katıyor.
Netice olarak, su suratına püskürecek kadar ısınmış hale gelen su, içinde bulunan minerallerle beraber yüzeye yanaştıkça soğuyarak, eriyik vaziyette olan minerallerin katılaşmasıyla kullanılabilir madenleri oluşturmuş oluyor.
Şimdiye kadar 200 etkin siyah duman tütücü bulan bilim insanları, bunların arasından yalnızca 10 maden ambarının madencilik yapmaya uygun yoğunlukta mineral bulundurduğuna tespit etti. International Seabed Authority ISA – Beynelmilel Denizyatağı Otoritesi tarafından üretken olarak tanımlanan ambarlar, her ne kadar bulunması güç olsa da, yararlı maden yatakları olarak nitelendiriliyor.
ISA, yayınladığı raporda, her bir madenin 100 milyon ton ağırlığa erişebileceğini ifade ediyor.
Colorado Maden Fakültesi öğretim vazifelilerinden Rod Eggert, “Bu noktalarda bolca maden bulunduğunu, yararlı bir toplama yapılabileceğinizi öğreniyoruz” diyor ancak ilave ediyor, “Metal madenlerine olan yüksek arz, deniz tabanında amansız bir rekabet oluşturabilir, bu gidişat özellikle büyümekte olan ekonomilerin süratli lüzumları ve düşük maliyetle etrafı önem vermeden girişebilecekleri faaliyetlerle, deniz tabanındaki yaşamı tehdit edebilir”.
Atlantik ummanının ilk hidrotermal ağızlarını 1980’li senelerde keşfeden Rutgers Üniversitesi’nden Peter Rona, ağızların çevresindeki bölgelerin “dünyanın rastgele bir bölgesi değil, sanki başka bir seyyareymiş gibi” olduğunu belirtiyor. Burada yaşayan mahlukatların ayak büyüklüğünde istridyeler, insan boyunda su solucanları ve gözü olmayan karidesler olduğunu söylüyor.
Rona’ya göre, burada bulunan hayvan cinsleri, dünya üzerindeki hayatın orijini hakkında daha detaylı bilgiyi, başka hiçbir yerde bulunamayacak kadar değişik biçimde verebilir. Bu surattan, bu tip madencilik hareketlerinin oldukça itina gösterilerek yapılması gerekiyor.
“Madenciliğin ilerlemesi gerekiyor, bu yapılırken etrafın değilmeden vazgeçilmesi, korunması gerekiyor” diyen Rona, laflarını şöyle devam ettiriyor: “Bu büyük bir alan okuma, ancak yapılabilir”.