Bilim adamlarına göre, köpek balıklarının ağızları sanılandan çok daha eforsuz.
Amerika Birleşik Devletleri’li bilim adamları, köpek balıkların cüsselerine göre eforsuz ağızları olduğunu tespit etti.
Köpek balıklarının yalnızca çok apaçık dişleri olduğu için kurbanlarını ısırabildikleri belirtiliyor.
Köpek balıklarının milyonlarca sene yaşamda kalmalarının nedenlerinden birinin diş ve çene yapıları olduğu öğreniliyor. Alt ve üst çenede 4 ya da 5 gizeme halinde dizilen ve rakamları cinslerine göre değişen köpek balıklarının dişlerinin hemen arttaysa “yedek dişler”i bulunuyor. Beslenme sırasında dişler kırıldığında yerini bu dişler alıyor. Bu süratli metamorfoz birkaç günle birkaç hafta arasında alana geliyor.
KÖPEK BALIKLARI HAKKINDA BİLİNMEYENLERFosil kayıtlara göre köpek balıkları takribî 400 milyon seneden beri yaşamlarını sürdürüyor. Beden yapıları kemik yerine kıkırdaktan oluşan, bu sebeple de sualtında oldukça kıvrak hareket edebilen bu hayvanların en büyük dezavantajları, kemikli balıklarda bulunan ve su içinde balansta kalmalarını sağlayan “yüzme keselerinin” olmayışıdır. Yüzmeyi vazgeçtikleri anda, ağır bir metal parçası gibi dibe çöken köpek balıkları devamlı hareket etmek zorundadır. Bununla birlikte yüzme keselerinin olmaması, su içinde dikey doğrultuda oldukça süratli hareket edebilmelerini sağlar. Ayrıca, bu hayvanlarda bedenin takribî yüzde 20-30’u karaciğerden oluşur. Bu çok yağlı karaciğerler, köpek balıklarına pozitif bir yüzerlilik kazandırır.
Bugün dünyada 350 köpek balığı cinsi yaşıyor. Türkiye ortamındaki denizlerde ise 27 köpek balığı cinsi yaşamını sürdürüyor ve bunlar içinde riskli olabilecek 8 cins bulunuyor.
RİSK YARATAMAYACAK KADAR DERİNDE YAŞARLAR
En büyük cins takribî 20 metrelik uzunluğuyla balina köpek balığı Rhincodon typus, en ufağıysa 20 cm’lik cüce kedibalığıdır Etmopterus perryi. Balina köpek balıkları dışındaki cinslerin hepsi etoburdur. Balina köpek balıkları ise dev cüsselerine karşın yalnızca planktonlarla mikroskopik canlılar beslenirler. En büyük etobursa “büyük beyaz” olarak öğrenilen 7,2 metrelik boyuyla, Carcharodon carcharias’tır. Ancak cinslerin çoğunluğu oldukça minik boyludur. Buna ilaveten risk yaratabilecek rastgele bir uzuvları yoktur ve insanlara potansiyel bir risk kaynağı olamayacak kadar derinlerde yaşarlar.
Köpek balıklarının natürel gıdaları arasında büyük balıklar, bazı deniz memelileri, büyük mürekkep balıkları ve diğer köpek balıkları yer alır. Faize sistemlerine baktığımızda, dişi fertlerle erkek fertler alt yukarıya birbirlerine eşler. Bu hayvanlar genelde derin sularda yaşadıklarından ve akvaryumda yaşatılmaları güç olduğundan, çiftleşme tutumları iyi incelenmemiştir. Köpek balıkları üç değişik biçimde ürer. Kimileri diğer balıklarda olduğu gibi döllenmiş yumurtayı dışarıya vazgeçerler ovipar, kimileri yavrularını beden içinde taşır ve bizdeki göbek bağına benzeyen bir uzuv aracılığıyla besler vivipar, kimileriyse döllenmiş olan yumurtayı beden içinde meblağ ama rastgele bir biçimde yavruyu beslemez ve gelişimini bitirince dışarıya vazgeçer ovovivipar. Hamilelik vakitleri 9 ile 24 ay arasında değişir. Bir kezde en az 1 en çok 100 yavru doğurabilirler.
KAN KOKUSUNU 3 KİLOMETRE UZAKTAN ALABİLİRLER
Köpek balıklarının diğer canlılara üstünlük sağlamalarına yarayan bir başka özellikleriyse duyu uzuvları. Koku alma ve duyma duyuları iyi gelişmiş olan köpek balıkları kan kokusunu 3 kilometre uzaktan alabilir. Çok minik sesleri dinleyebilir ve geldiği doğrultuyu atama edebilir, oysa insan sualtında sesi dinler ama geldiği doğrultuyu atama edemez. Görme duyuları pek büyümemiştir. Zati genelde derin sularda yaşadıkları için, görme duyularını pek kullanmaz. Bedenlerinin yan tarafında bir çizgi biçiminde bulunan ve “yanal uzuv” sınan duyu uzuvlarıyla manyetik alanları idrak edebilir, doğrultu atamayı yapabilir özellikle flu suda ya da yaralı bir balığın çıkardığı titreşimleri tespit etebilirler.
Köpek balıklarının en ehemmiyetli duyu uzvuysa “Lorenzini ampulleri” sınan elektroreseptör hücreleridir. Bunlar bedenin baş kısmında bulunan ve 1 mm’lik kanallarla dışarıya açılan yapılardır. Elektriksel ihtarlara karşı oldukça duyarlıdırlar.
Bu kadar duyarlı duyu uzuvlarına sahip bir canlı için av bulmak ve onu avlamak çok efor olmasa gerek. Avlanmada ilk uyarılan koku alma ve duyma duyularıdır. Harekete geçen hayvan ava yanaştıkça görme duyusu devreye girer. Avı bulduğunda çevresinde daireler çizmeye başlar. Bir vakit sonra bu daireler küçülmeye ve çapraz geçişler yapmaya başlar. Iyice yanaştığında gözleri dağılma sırasında koruma emelli olarak geriye doğru kayar ve özel bir kapakla kapanır. Bu andan sonra artık devrede yalnızca elektroreseptör uzuvları çalışmaktadır ve hayvan elektrik yayan her şeye saldırır. Ağız açıldığında alt çene dışarıya doğru çıkar ve avını tutan hayvan üst çenesiyle avını meblağ. Alt çeneyle de parçalar. Bu arada kazayla ayrılınan kendi cinslerini bile yiyebilirler. Tek tek avlandıkları gibi, grup halinde de avlanabilirler. Uzmanlar dalarken ya da yüzerken saldırgan tek bir fert görüldüğünde korkulacak bir gidişat olmadığını ama sürüyle karşılaşıldığında vaziyetin pek emin sayılamayacağını söylüyor.
Kuzey yarımkürede yaşayan köpek balıklarının neden olduğu saldırma hadiseleri yok denecek kadar azdır. Akdeniz, Ege ve Marmara Denizinde yaşayanların insanlara hiç saldırmadıkları kabul edilir. Bu gidişatta sahillerde risk yok gibidir. Bununla beraber, sarih denizde yüzmek ya da derin su dalışları yapmak her zaman birliktesi belirli bir tehlikeyi getirir. Yeniden de istatistiklere bakılacak olursa köpek balığı korkusu için bir neden yoktur.
Köpek balığı atakları en çok Avustralya’da görülmektedir ama burada da arı sokmasıyla can verenler köpek balığı ataklarından can verenlerden 100 kat daha fazla olup boğulma neticeyi can verenlerin rakamı ise 1000 kat daha fazladır. Güney Afrika’da son 35 sene içerisinde en çok hücuma sörfçüler ve zıpkıncılar maruz kalmış olup, bu arada sadece bir dalgıç ciddi şekilde yaralanmıştır. Akdeniz sularındaki köpek balığı hamlelerine ait bilimsel raporlar araştırılacak olursa 1863-1961 seneleri arasındaki takribî 100 senelik zamanda yalnızca 18 atak hadisesinin hakikatleşmiş olduğu görülür. 1960’lı senelerden sonra Akdeniz’deki bu tip vakalara ait raporların bilimsel yayınlarda yer almadığı kollanmıştır. Atak vakalarındaki azami rakama Italya kıyılarında tesadüfülmüştür 5 atak. Bunu Yunanistan 4, Mısır 3, Yugoslavya 3, Malta 1, Fransa 1 ve Kuzey Afrika kıyılarındaki meçhul bir bölge 1 izlemektedir.
BEREKETLERİ…
Köpek balığı kıkırdağı başta kanser olmak üzere bazı hastalıkların rehabilitasyonunda kullanılmaktadır.
Urlar beslenebilmek, büyüyebilmek, dağılabilmek ve zehirli maddelerini kan dolaşımına aktarabilmek için kan damarlarına lüzum dinlerler. Ur yaradılışından sonra o bölgede yeni kılcal kan damarları yaradılışı kollanır. Yapılan çalışmalarda köpek balığı kıkırdağının bu yeni kılcal kan damarlarının yaradılışını baskılayan bir tesire anti-angiogenesis sahip bir maddeyi kapsadığı bulunmuştur.
Köpek balığı kıkırdakları kullanıldığında, bu tesir ile damarlaşmayı baskıladığı için ur büyüyemiyor. Ur yok olmasa da dağılması durduğu için belli bir bölgede statik kalıyor ve rehabilitasyon için çok büyük bir kısmet doğuyor zira aşinayı gibi urun dağılması metastaz hastanın yaşamını kaybetmesinin en büyük habercisidir.
Yalnızca bununla da kalmıyor kıkırdağın bereketleri. Eklem yaralanmalarının rehabilitasyonunda, cerahat giderici olarak, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde, bakteriyal, viral ve mantar fungal enfeksiyonlara karşı dayanıklılık sağlanmasında, artrit mafsal irini rehabilitasyonunda, sızı kesici olarak, sedef ve iltihaplı sivilce rehabilitasyonlarında kullanılmaktadır.
Köpek balıklarının bazı cinsleri takribî 500 m derinlikte yaşarlar. Peki hiç düşündünüz mü bu canlılar ışığın dahi erişemediği bu derinliklerde nasıl ya-şamlarını devam ettirebiliyorlar? Bi-limadamları bunu da incelediler ve köpek balığı karaciğerinde gizli olan bu sualin yanıtını buldular.
Köpek balığının karaciğerinde squalene sınan bir madde vardır. Bu madde yağ özelliğinde bir maddedir, oksijeni basitçe meblağ ve lüzum dinlenen dokuya iletilmesini basitleştirir. Bu özelliği ile de bağışıklık sistemini güçlendirir. Oksijenin bereketli kullanılmasına takviye eden squalene bize, köpek balılarının çok derinlerde, yüksek tazyik altında çok az oksijenle nasıl yaşayabildiklerini açıklıyor. Squalene’ nin diğer verimlerine gelince, kanser rehabilitasyonunda hem antioksidan hem de kemoterapik casustur, kanserojenler karşı gözeticidir, kalp hastalıklarında, diyabet şeker, artrit, hepatit, gastrit rehabilitasyonunda ve kandaki kolesterolün tertip edilmesinde kullanılır. Köpek balığı karaciğeri yağında, aynı zamanda anne sütünde bulunan alkoksi gliserol suratlarca kat daha fazla bulunmaktadır. Alkoksi gliserol bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirir, lökosit ve trombositleri çoğaldırarak antikorları uyarır, radyoterapinin yan tesirlerini eksiltir.